globaltarih 3 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (0)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (3)
islamtevhid gercekyolislam kurantevhidsunnet

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

2008-12-02 15:00:00
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Atatürk'ün Kişisel Özellikleri
Atatürk'ün başarılı ve çok tanınan bir insan olmasında kişisel özellikleri ve çok yönlü olması muhakkak ki büyük bir faktördür.
Çok yönlülük Atatürk'ün kişiliğinde belirgin bir şekilde ortaya çıkan en büyük özelliğidir.Eşsiz yetenek-leriyle tarihe unutulmaz bir insan olarak geçen Atatürk'ün bu nitelikleri onun kişilik özelliklerine de yansımıştır.
Atatürk doğuştan gelen güçlü bir karaktere ve kuvvetli bir iradeye sahiptir. Davranışlarındaki ince düşünme ölçülü hareket ve dikkatli olma Atatürk'ün her zaman önem verdiği bir özelliğidir.
O ileri görüşlü hayale ve gurura kapılmayan bir liderdi.
O yalnız bu günü değil gelecek kuşakları da düşünüyordu. Yapacağı tüm işlerin millete faydası olup olmayacağını önceden düşünür ve ona göre hareket ederdi.
Çağdaş uygarlığı amaç edinen Atatürk zaman mekan ve imkan faktörlerini en iyi bir şekilde değerlendirebiliyordu.
Onun bu özellikleri düşmanları tarafından bile takdir edilmiştir.
İngiltere Başbakanı Lloyd George (Loyd Corç) İngiltere Parlamentosu'nda onu şöyle anlatmıştır: ''Arkadaşlar! İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki dünyanın beklediği son dahi bir anda Türkiye'de ortaya çıktı. Hem de bize karşı... Bütün dünyaya karşı... Elden ne gelebilirdi?''
Atatürk'ün kişilik karakterinin oluşmasında doğuştan gelen yetenekleri ile eğitimle kazandığı alışkan-lıklarının senaaai hakimdir.
Atatürk'ü daha iyi anlamak ve somut delillerle tanımak gerekir. Bu nedenle Atatürk'ün kişiliğini belirleyen özellikleri yeni nesillerin zihinlerine kuvvet alınacak bir güç kaynağı olarak yerleştirmeliyiz.
Vatanseverliği
Vatan sevgisi Atatürk'ün en önemli özelliğidir. Millet sevgisinin ayrılmaz bir parçası olan vatan sevgisi onun fedakarlıklarla dolu hayatının her döneminde hayranlıkla söz edilecek hatıralarla doludur. Herşeyi göze alarak Milli Mücadele'ye girişmesi ondaki vatan ve millet sevgisinin üstünlüğünü ve fedakarlığını açıkça göstermektedir.
Vatan savunmasını her şeyden önemli gören Atatürk'e Kurtuluş Savaşı'nı kazandıran da bu eşsiz vatan sevgisi ve milletine olan büyük güveni olmuştur. Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri düşmanların mel'un ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir. sözleri ve inancı Milli Mücadele'de kendisine ve milletine rehber olan onu başarıya ulaştıran temel düşünce olmuştur. Vatanı için her türlü zorluğa katlanan Atatürk hayatının en zor günlerinde kendisini eritip bitiren hastalığıyla mücadele ederken bile vatanını ihmal etmemiş Hatay'ın Türkiye'ye katılması için gayretlerini sürdürmüştür.
Vatanı ve milleti için yaptığı hizmetleri asla yeterli görmeyen bir ruh yüceliğine sahip olan Atatürk hayatı boyunca yurdunu dünyanın en gelişmiş ve en çağdaş memleketleri düzeyine çıkarmak için mücadele etmiştir. ''Bu vatan çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır.'' sözleriyle vatana olan sevgisini açıkça ortaya koymuştur.
Onun vatan sevgisini gösteren önemli olaylardan birisi İngiltere Kralı Edward (Edvırd)'ın Türkiye ziyareti sırasında yaşanmıştır. İngiltere Kralı Edward İstanbul'a geldiği zaman yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı'na gelmişti. Deniz dalgalı olduğu için kralın bindiği motor dalgalar nedeniyle inip çıkıyordu. Kral rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de kralı rıhtımdan almak üzere kıyıdaydı. Kral elini silmek isteyince Atatürk; ''Vatanımın toprağı temizdir; elimi ve elinizi kirletmez!'' diyerek elinden tutup kralı rıhtıma çıkardı. Bu örnek Atatürk'ün vatanseverliliğini açıkça göstermektedir.
Atatürk yaptığı herşeyi Türk milletine dayanarak Türk milletine güvenerek ve bu milletin büyüklüğüne inanarak yapmıştır. Onun vatanseverliği aslında milliyetçiliği ile iç içedir ve büyük bir milliyetçidir. Türk milletine aşıktır ona saygı ve sevgi ile yürekten bağlıdır. Bunun için de en gelişmiş milletlerin seviyesine ulaşmayı hatta bu seviyeyi aşmayı Türk milletine hedef olarak seçmiştir. Türk gençliğine düşen görev de bu yolda çalışmaktır.
İdealistliği
Atatürk'ün idealleri Milli Mücadele'den çok önce şekillenmiş ve zamanı gelince uygulanacak bir sis-teme bağlanmıştır. Atatürk'teki vatan ve millet sevgisi onun büyük bir idealist olmasına yol açmıştır.
Onun idealleri Türk milletinin ihtiyaçlarından doğmuş Milli Mücadele ve Cumhuriyet Dönemi'nde gerçekleşmiştir.
O bu idealleri ve fikirleri ile yeni nesillere hedef ve yol göstermiştir. Gelecek nesilleri de düşünmeyi ideal edinen Atatürk'ün ilk ve en büyük ideali vatanın bütünlüğü ve milletin tam bağımsızlığı olmuştur. ''Türkiye halkı asırlardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali bir lazım-ı hayatiye telakki etmiş bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır.'' ''Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir millet medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir davranışa hak kazanamaz.'' sözleriyle bu inancını ifade etmiştir.
Ülkemiz işgalden kurtulduktan sonra milli egemenliğe dayalı bağımsız Türkiye ideali gerçekleştirilmiş ardından da sosyal ve kültürel alanda kazanılacak zaferlerin planı yapılmıştır. Çünkü Atatürk'ün ideali milli birlik ve beraberlikle bütün güçlükleri yenmekle birlikte Türk milletini modernleştirmek ve çağdaşlaştırmaktır. ''Memleket kesinlikle modern medeni ve refah içinde olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır.'' sözleriyle Atatürk Türk milletinin yükselmesi için tüm fedakarlığı yapacağını da belirtmiş ve bunu bir hayat meselesi olarak görmüştür. Bunun için Atatürk Türk milletine en medeni milletlerin gelişme seviyesine ulaşmayı hatta bu seviyeyi aşmayı hedef göstermiştir. Ona göre Türk milleti hedefini iyi seçer ve bu hedefe varmaya gayret ederse zekası ve yetenekleri ile bu ideali gerçekleştirecektir.
Akılcı ve gerçekçi olan Atatürk'ün ideallerini oluşturan düşünceler de hayal ürünü değildir gerçekleşmeleri mümkün ideallerdir. Atatürk'ün idealistliği yanında vatan hizmetinde eşsiz bir gerçekçiliği de vardır. ''Biz ilhamlarımızı gökten ve gayptan değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır'' sözleri ile gerçekçiliğini açıkça ortaya koymuştur.
İdeallerini gerçekçilik temellerine oturtan Atatürk uygulamalarını da gerçekçiliğe uygun yapmıştır. Atatürk ''Büyük hayaller peşinde koşan yapamayacağı şeyleri yapar görünen sahtekar insanlardan değiliz.'' der. O gerçeklerden ayrılmayan bir idealist idi. Ne kadar acı olursa olsun daima gerçekle yüz yüze bulunmak Atatürk'ün en belirgin özelliği idi. Körü körüne hareket hayal ve maceraperestlik O'nun hayatında hiç var olmayan şeylerdir. İdeallerini gerçekleştirirken daima sağlam ve etkili kararlar almaya dikkat etmiştir. Hiçbir zaman milleti manasiz bir maceraya sürüklememiştir.
Atatürk'e göre; ideal birliği insanları birbirine yaklaştırır; onlarda ortak kader birliğinin derin duygularını uyandırır. Toplumda dayanışma duygusunun canlanmasında da ortak idealler büyük etkiye sahiptir. Büyük ideallere sahip olan milletler devamlı ve güçlü devletler kurarak varlıklarını sürdürürler. Atatürk bundan dolayı fikirlerini ilkeler olarak ortaya koymuş ve onlan idealleştirmiştir.
Hakikati Arama Gücü
Vatanı kurtaran özgür ve bağımsız Türkiye idealini gerçekleştiren Atatürk yeni Türkiye'yi batılı olmak modernleştirmek amacı ile çağdaş uygarlık idealine yöneltmiştir.
İlmin ve aklın rehberliği altında sürekli çağdaşlaşmak Atatürkçülüğün en temel unsurlarındandır. Atatürk'ün idealistliğinin temelinde gerçekleri arama bulma ve uygulayabilme gücü yatar. O olaylar hakkında bir karara varmadan önce onları inceler ve düşünerek mantık süzgecinden geçirir. Bu olayları doğuran sebepleri tespit eder ve kararına esas olacak gerçeği bulurdu. Bu Atatürk'ün üstün yöneticilik özelliğinin bir gereğidir. Büyük işleri yaparken takip ettiği bu metot onu başarıya götürmüştür.
Daima gerçeği arayan ve gerçeği her zaman ifade edebilen bir kişi olan Atatürk başarıya ulaşabilmek için mutlaka dahi olmak gerekmediğini şu sözleriyle belirtmiştir;
''Ben askeri deha filan bilmiyorum. Herhangi bir zorluk önünde kaldığım zaman benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice tespit etmek sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek.''
Yaratıcı Zihniyeti
Atatürk büyük işler görme ve eserler ortaya koyma yeteneğine sahip dehasını yaratıcı zihniyeti ile birleştirebilen bir liderdir. Dehası onu olağanüstü durumlarda başka kimsenin yüklenemeyeceği işleri görmeye itmiştir. Alışılmış bir düzenin ve hayat tarzının dışında yenilikler ortaya koyması kimsenin düşünemediği veya cesaret edemediği inkılap hareketlerini ve ileriye yönelik atılımları gerçekleştirmesi bu dehanın ürünüdür. Şahsi ihtirasını millet yolunda hizmet gayesine vermiş olan Atatürk'e göre dahinin tarifi şudur: ''Dahi odur ki ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğunda herkes onlara delilik der.''
Atatürk'ün bu zihniyetini askerlik siyaset devlet adamlılığı alanlarında yapmış olduğu inkılap ve yenileşme çalışmalarında açıkça görmekteyiz. Çanakkale ve Sakarya Savaşları'nda ortaya koyduğu savaş taktikleri onun ne kadar kabiliyetli olduğunu gözler önüne sermektedir. Sakarya Meydan Savaşı'nda verdiği; ''Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır!... Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.'' emriyle Atatürk savaş tarihine yeni bir taktik hediye etmiştir.
Türkiye Devleti'nin idare şekli olarak ''Cumhuriyet'' idaresini kabul ettirmesi yaratıcılığı ve cesareti sayesinde gerçekleşmiştir. XX. yüzyılın başları saltanatın ve hilafetin güçlü taraftarları olduğu ve milletin bundan başka bir idare şekli tanımadığı bir dönemdi. Cumhuriyet'in iyi bir idare şekli olduğunu bilmelerine rağmen bazı aydınların böyle bir idare şeklinin Türkiye'de uygulanacağına inanmaları hatta hayal etmeleri bile mümkün değildi. Milli Mücadele'yi zaferle sonuçlandırdıktan sonra Atatürk'ün saltanatı kaldırması ve çok geçmeden de Cumhuriyet'i ilan etmesi de onun yaratıcı zihniyetinin bir sonucudur.
Atatürk halifeliğin kaldırılması Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabul edilerek medrese ve okul ikiliğine son verilmesi Anayasa'dan dini hükümlerin çıkarılması ve laiklik ilkesinin getirilmesi gibi çok önemli inkılapları yaratıcı düşüncesi ve cesareti ile gerçekleşmiştir.
Çağdaşlaşma ve ilerleme yolunda çok kısa sürede yapılan inkılap hareketlerinin her biri onun cesaretini ve yaratıcı gücünü gösterir. Çok kısa bir zamanda Türkiye'yi çağdaş modern ve laik bir devlet yapısına kavuşturan Atatürk Türk milletinin dinamik ve yenilikçi özelliklerini ortaya çıkarmıştır.

İleri Görüşlülüğü
İleri görüşlülük Atatürk'ün en önemli özelliklerinden biridir. Onun büyük bir devlet adamı olma yönünü oluşturan özelliklerinden birisi de bu yönüdür. Tarih bilgisinin siyasette önemli bir yeri olduğuna inanan Atatürk çok okur ve okuduklarından gerekli dersleri çıkarırdı. Bugünü anlayabilmek ve yarını tahmin edebilmek için dünü bilmek gerektiğine inanan Atatürk tarih bilgisinin ve dehasının verdiği kavrama ve doğru karar verme gücü sonucunda başarıya ulaşmıştır.
Türk milletinin felaket uçurumuna yuvarlanışını uzak görüşü ile çok önceden sezen ve değerlendiren Atatürk ''Yolunda yürüyen bir yolcunun ufku görmesi kafi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi lazımdır.'' sözüyle geleceğe bakış açısını ortaya koymuştur. Çanakkale Savaşları sırasında düşmanın amacını ve asıl çıkarma bölgelerini harekatın başlamasından önce teşhis etmesi ve gerekli tedbirleri teklif etmesi de onun ileri görüşlülüğünü ortaya koymuştur. Ancak bu tekliflerinin üst komutanlık tarafından dikkate alınmaması savaşın uzamasına ve çok sayıda insanın ölümüne sebep olmuştur.
Atatürk durumu çok iyi değerlendirebilen ve olacakları tahmin edebilen bir liderdir. I. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Osmanlı Devleti'nin bir mütareaaae gideceğini barışa kadar bunalımlı anlar geçireceğini ordunun dağılacağını düşmanla milletin karşı karşıya kalacağını ve şimdiden gerekli tedbirlerin alınmasının gerektiğini söylemesi ve uygulamaya geçmesi onun sezi ve kavrayış gücünün uzak görüşlülüğünün derecesini açıkça gösterir.
Atatürk'ün ileri görüşlülüğüne iyi bir örnek de II. Dünya Savaşı ile ilgili tahminleridir. 1932 yılında Atatürk; Amerikalıh General Mc Arthur (Mak Artur) ile yaptığı görüşmede ''Versay Antlaşmasının II. Dünya Savaşının tohumlarını attığını Almanya'nın bütün Avrupa'yı ele geçirecek bir orduyu kısa bir zamanda kurabileceğini ve harbin 1940-1945 yılları arasında başlayacağını çıkacak bir harpte Amerika'nın tarafsız kalamayacağını Avrupa'da olacak bir harbin başlıca galibinin ne İngiltere ne Fransa ve ne de Almanya'mn değil sadece Sovyet Rusya olacağını'' söylemiştir. Avrupa’daki olaylar gerçekten 1939 yılından itibaren Atatürk'ün bu tahminine göre gerçekleşmiştir.
Atatürk 1933 yılında yaptığı bir konuşmasında ise o zaman emperyalist devletlerinin sömürgesi durumunda olan İslam toplumları için de şu tahminde bulunmuştu: ''Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Şimdi günün ağardığını nasıl görüyorsam uzaktan bütün doğu milletlerinin uyanışlarını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetlerine kavuşacak daha pek çok kardeş milletler vardır. Bu milletler bütün güçlüklere bütün engellere rağmen her şeyi yenecekler ve kendilerini bekleyen güzel geleceğe kavuşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünde yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir.'' İslam dünyasında ve doğudaki diğer bölgelerde ortaya çıkacak devletleri Atatürk daha 1933 yılında yukarıdaki sözleriyle haber vermiştir.
Atatürk'ün ileri görüşlülüğüne diğer bir güzel örnek de Sovyetler Birliği içerisinde yaşayan Türkler için yapmış olduğu yorumdur. Atatürk şöyle demiştir: ''Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur komşumuzdun müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir inancı bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür Tarih bir köprüdür.
Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Soydaş Türk kardeşlerimizin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.''
Her alanda ileriyi görebilen Atatürk için ölümünden sonra General Me Arthur (Mak Artur) şöyle demiştir: ''Ölümüyle dünya büyük bir dahi önderini Türk milleti en seçkin ve kahraman evladını insanlık da ileri görüşlü ve korkusuz bir savaşçısını kaybetmiştir.'

Mantıklılığı
Keskin bir mantık ve zeka gücüne sahip olan Atatürk bütün hayatı boyunca ''akıl ve mantık''a büyük değer vermiştir. ''Akıl ve mantığın halletmeyeceği mesele yoktur.'' görüşüne sahip olan Atatürk'ün kişiliğine üstünlük kazandıran ve onu evrensel devlet adamı yapan yönü akıl ve mantık kurallarına sıkı sıkıya uymasıdır. Atatürk ülke meselelerinde mantık ve şuurla hareket etmek kudretine sahipti. ''Bizim akıl mantık ve zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir.'' sözü onun hayat felsefesini özetlemektedir.
Atatürk matematik dersine okul sıralarında büyük önem vermiş ve bu alandaki başarısı ile öğretmen-lerinin takdirini kazanmıştı. Akıl mantık ve zekayı çalıştığı için Matematik; insanı şuurlu yapar şuur ise ileriye ve yeniliğe götürür. Akıl mantık ve şuurla hareket etmek en büyük özelliği olan Atatürk hayatında mantıksızlığa ve şuursuzluğa hiçbir zaman yer vermemiştir. O bütün olayları bir matema-tik işlemi yapar gibi akıl ve mantık süzgecinden geçirir ve olayları bir mantık ve bir gerçeklik temeline oturtarak çözerdi. Askerlik ve devlet hayatında onun bütün kararlarına ve hareketlerine bir düzenlilik ve ahenk veren ve bütün yaptıklarında akılcı ve mantıklı bir tutumun hakim olmasına sebep olan yine öğrenciliğinde kazandığı matematik kültürüdür. Tüm inkılaplarını mantık kurallarına uygun gerçekleş-tirdiğinden dolayı Atatürk bu özelliğiyle başarıya ulaşmıştır.
Çok Cepheliliği
Çok cephelilik Atatürk'ün bir diğer özelliğidir. Milli Mücadele'ye başlamadan önce modern ve çağdaş bir devlet kurmayı kendisine program olarak seçmiş biri olan Atatürk fikri hazırlığını da buna göre yapmış ve ortaya koyduğu eserler ile dehasını ispat etmiştir. Askerlik siyaset eğitim sanat edebiyat tarih dil sosyoloji din felsefe matematik hukuk ve daha birçok alanda hem düşünen hem de eserler veren Atatürk çok yönlü bir lider olduğunu göstermiştir. Ölünceye kadar da okuyarak her alanda kendi kendini tamamlamış ve yenilemiştir.
O savaşların en bunalımlı günlerinde bile okumayı sürdürmüştür. Milli Mücadele'den sonra inkılap hareketlerinin hazırlıkları döneminde de daima okumuş ve yakın çevresi ile okudukları üzerinde tartışmalara fikir alışverişine girmiş bundan zevk duymuştur. Her işi her çalışması yaptığı bu fikir hazırlıklarına dayanmıştır.
1916'da XVI. Kolordu komutanı olduğu Doğu Cephesi'nde çoğu günlerini kitap okumakla ve okudukları üzerinde düşünmekle geçiren Atatürk cephede savaşırken bile fırsat buldukça kitap okumuştur. Bu onun okumaya ve öğrenmeye verdiği önemi açıkça göstermektedir. Bu niteliği onun belirgin özelliklerinden birisidir.
Atatürk Milli Mücadele'de Ağustos 1922'de Büyük Taarruz öncesi Akşehir'de karargahındaki dairesinden hiç çıkmadan birkaç gün içinde Reşat Nuri Güntekin'in ''Çalı Kuşu'' romanını okuyup bitirmiştir. Böylece okumanın her zaman ve her ortamda mümkün olduğunu göstermiştir. Bu okuma isteği onun hayatının sonuna kadar devam etmiştir. 1936-1937 kışında Fransızca geometri kitaplarını okuması ve bunu ''geometri'' adıyla bir eserle süslemesi Atatürk'ün hiç bitmeyen öğrenmek ve öğretmek aşkını göstermektedir.
Yöneticiliği
''Hayatta en fena şey riyakarlıktır. Hakikat ne olursa olsun riyakarlar onu temizlik ve saflık kisvesine bürünerek saklamaya çalışırlar ki bu büyük bir tehlikedir.'' ''Hakikati konuşmaktan korkmayınız.'' ''Birbirimize daima hakikati söyleyeceğiz. Felaket ve saadet getirsin iyi ve fena olsun daima hakikatten ayrılmayacağız.''
Yukarıdaki sözleriyle Atatürk gerçekçilik açıklık ve dürüstlüğün önemini vurgulamıştır. Yetenekli bir yönetici olan Atatürk hem askerlik hayatında hem de devlet yönetiminde gerçeklik ve dürüstlükten hiç ayrılmamıştır. Dürüstlüğün ve açıklığın bir kuvvet kaynağı olduğunu şu sözleriyle belirtmiştir: ''Asla hatırdan çıkarmamalısınız; bizim en büyük kuvvetimizi bugün de yarın da dürüst açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık teşkil edecektir.''
O devlet yönetiminde hiçbir zaman hayalciliğe ve maceraya yer vermemiştir. Yapabilecekleri üzerinde durmuş ve onları gerçekleştirmeye çalışmıştır. ''Milleti aklımızın ermediği yapmak kudret ve kabiliyetini kendimizde görmediğimiz hususlar hakkında kandırarak geçici teveccühler elde etmeye tenezzül etmeyiz. Millete adi politikacılar gibi yalancı vaatlerde bulunmaktan nefret ederiz.''
''Yapmak iktidarında olmadığımız işleri uyuşturucu oyalayıcı sözlerle yaparız diyerek millete karşı gündelik siyaset takip etmek prensibimiz değildir.'' ''Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve harekatımla aldatmamış olmakla müftehirim. Yapacağım yapacağız yapabiliriz dediğim zaman onları filhakika yapılabileceğime kani idim.'' sözleriyle yöneticiliğinin niteliklerini özetlemiştir. Atatürk milleti yönetirken dürüst bir siyaset takip etmiş yapılabilecek işleri uygulamaya koyma esasına daima bağlı kalmıştır. ''Benim her emrim yapılır; çünkü benden yapılmayacak emirler çıkmaz.'' diyen Atatürk uygulanmayan kararlar vermediği için her zaman inkılap hareketlerini gerçekleştirme imkanı bulmuştur.
Yapılabilecek işleri sırasında ve zamanında yapmanın çok önemli olduğunu vurgulayarak; ''Bir işi zamansız yapmak o işi bozmak başarısızlığa uğratmak olur. Her şey sırasında ve zamanında yapılmalıdır.'' demiştir.
Yapacağı işleri günlerce bazen aylarca inceden inceye düşünerek hazırlayan Atatürk bir defa karar verdi mi onu hiçbir güçlük yolundan çeviremezdi.
''Büyük kararlar vermek kafi değildir. Bu kararlan cesaret ve kesinlikle tatbik etmek lazimdir.'' diyen Atatürk verdiği kararın israrlı takipçisi olmuş ve her işini mutlaka istediği şekilde sonuçlandırmıştır. Ancak o verdiği kararların ve gerçekleştirdiği işlerin sorumluluğunu da taşımıştır. Tüm hareketlerinde sorumluluk üstlenmiş düzensizlikten ve vurdum duymazlıktan ısrarla kaçınılmıştır.
''Her an tarihe karşı cihana karşı hareketimizin hesabını verebilecek bir vaziyette bulunmak lazımdır.'' sözleriyle Atatürk verdiği kararların ve gerçekleştirdiği işlerin sorumluluğunu da taşımıştır.

Gurura Ve Ümitsizliğe Yer Vermemesi
Hayatında karşılaştığı güçlüklerle hep mücadele eden Atatürk hiçbir zaman umutsuzluğa düşmemiştir. Bununla birlikte başarıları karşısında gurura da kapılmamıştır. O her zaman şu sözlerini prensip olarak kabul etmiştir: ''Muvaffakiyetlerde gururu yenmek felaketlerde ümitsizliğe mukavemet etmek lazımdır.'' ''Hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta iki şey vardır: Galip olmak mağlup olmak.'' ''Hayat bir ilerleme ve dinamizm kaynağıdır. İnsan ona kendini uydurmak mecburiyetindedir.'' ''Hayat demek mücadele çarpışma demektir. Hayatta muvaffakiyet mutlaka mücadelede muvaffakiyetle mümkündür. Bu da manen ve maddeden kuvvete kudrete dayanır bir niteliktir.''
Atatürk'te büyük işler becerecek maddi ve manevi güç ve kuvvet vardır. Bu yüzden Atatürk felaketlerde umutsuzluğa kapılmamış ve daima engelleri kaldırmayı ve başarıyı elde etmeyi düşünmüştür. Başarılı olunca da hiçbir zaman gurura kapılmamıştır.
Meclis'in yeni açıldığı ilk günlerde bazı milletvekilleri Kurtuluş Savaşı'nın yoksulluk içinde başarılamayacağına inanarak dönmeye karar verirler. Atatürk milletvekillerinde görülen bu umutsuzluk karşısında mecliste yaptığı konuşması ile bütün milletvekilleri geri dönse ve kendisi yalnız kalsa dahi mücadeleye devam edeceğini kesin bir dille şu şekilde ifade etmiştir: ''Düşman adım adım her tarafı işgal ederek Ankara'ya kadar gelecek olursa ben bir elime silahımı bir elime de Türk bayrağını alıp Elmadağı'na çıkacağım. Burada tek başıma son kurşunuma kadar düşmanla çarpışacağım. Sonra bu mukaddes bayrağı göğsüme sarıp şehit olacağım. Bu bayrak kanımı sindire sindire içerken ben de hayata veda edeceğim. Huzurunuzda buna and içiyorum!''. Bu sözler Mustafa Kemal'in ne kadar inançlı ve umutsuzluktan ne kadar uzak olduğunu göstermektedir. Milli Mücadele'de milletin bütün kaynakları seferber edilmişti. Meclis'te parasızlık ve türlü imkansızlıklar yüzünden ordunun ayakta tutulamayacağını söyleyenler karşısında O umutsuzluğa çaresizlik duygusuna kapılmamış soğukkanlılığını ve direncini korumuştur. Türk milletine güvenerek ve kendisinde var olan kuvvet kudret azim ve iradeye dayanarak her zorluğun üstesinden gelineceğini ''Para vardır veya yoktur ister olsun ister olmasın ordu vardır ve olacaktır.'' sözleriyle dile getirmiştir.
Atatürk Sakarya Meydan Savaşı öncesinde Yunanlılar karşısında Türk ordusunu Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekme gereğini duymuştu. Bu durum Meclis'te bunalıma sebep olmuştu. Atatürk'e ''Yunanlılar savunmamızı yararlarsa ne yaparız?'' sorusu sorulunca şu cevabı ile milletvekillerini yatıştırdı: ''Böyle bir şey olursa onları Çankırı ormanlarına çeker gerilla taktiği ile yok ederim.'' Meclis kendisine umut veren ve zafer vadeden Atatürk'ü başkumandan seçmiş ve ona büyük yetkiler vermiştir.
Atatürk öğünmesini bilmediği gibi öğülmeyi de istememiştir ''Benim için dünyada en büyük mevki ve mükafat milletin bir ferdi olarak yaşamak-tir.'' diyen Atatürk'ün gururu öğünmesi Türk milletinin bir ferdi olmaktan ileri gitmemiştir. Başarılarından dolayı gurura büyüklük duygusuna kapılmamış kendisini beğenmişlik gibi bir zaaf göstermemiştir.
Atatürk büyük adam olmanın nelere bağlı olduğunu şu sözleri ile belirtir: ''Büyüklük odur ki hiç kimseye eğilmeyeceksin hiç kimseyi aldatmayacaksın memleket için hakiki mefkure ne ise onu görecek o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır asla irkilmeyeceksin. Önüne sayısız engeller yığacaklardır. Kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse bunu diyenlere güleceksin!''.
Yapılan bütün işlerin milletin ihtiyaçlarından ve eğilimlerinden doğmasını isteyen Atatürk bu görüşünü şu sözleri ile ifade etmiştir: ''Gerçekte ihtirassız büyük bir iş meydana getirilemez. Fakat onun herhalde millet yolunda bir hizmet gayesine yönelmiş olması lazımdır. Başkan olan kimsenin milletin ülküsüne göre hareket etmesi ve milletin psikolojisini bildikten sonra o milletin eğilimine uyması gerekir.''
Atatürk yaptığı bütün işlerde Türk milletinin ihtiyaçlarını ve eğilimlerini göz önünde tutmuştur. ''Memleket ve millet hizmetlerinde önder olmak isteyenlerin ilham kaynağı milletin gerçek duygulan ile istekleridir. Bizim söylemeye değer bir hareketimiz varsa o da milletin duygularına ve eğilimlerine varlığına temas etmeğe çalışmaktan ibarettir. Her türlü başarı sırrının her çeşit kuvvetin kudretin gerçek kaynağının milletin kendisi olduğuna inancımız tamdır.'' sözleriyle bu düşüncesini ortaya koymuştur.
Yapılan işleri hiçbir zaman kendisine mal etmeyen Atatürk ''Ben yaptım.'' ''Ben başardım.'' dememiştir. Büyük zaferden sonra Anadolu'da yaptığı ilk gezide halka: ''Bu zafer benim değil milletindir.'' demiştir. Her bir başarıyı her büyük işi Türk milletine mal etmek en önemli yönü idi: ''Eriştiğimiz başarı; milletin kuvvetlerini ve faaliyetlerini birleştirmesinden ileri gelmiştir.'' der O tüm inkılaplarını Türk milletinden aldığı ilhamla yaptiğını söylemekten zevk alırdı: ''İlham ve kuvvet kaynağı milletin kendisidir; milletin ortak isteği gerçek eğilimidir. Varlığımızı bağımsızlığımızı kurtaran bütün teşebbüs ve hareketler milletin ortak fikrinin isteğinin azminin yüksek görünüşünden başka bir şey değildir.'' ''Bütün yapılanlar herkesten evvel büyük Türk milletinin eseridir.'' der. Bu ifadeler onun ilham kaynağını açıkça ortaya koymaktadır.
O bir milleti yok olmaktan kurtarmış bir kahraman olmasına rağmen bu başarısı ile hiç öğünmemiş başarıyı Türk milletine ve ordusuna mal etmiştir. Aşağıdaki sözleri de bunu açıkça göstermektedir; ''Vatanın kurtuluşu kazanılan zaferler Türk Ordusu ile büyük Türk milletinin gösterdiği kahramanlık ve fedakarlıkların eseridir.'' ''Bu zaferi kazanan ben değilim! Bunu asıl o gün (30 Ağustos 1922) tel örgüleri hiçe sayarak atlayan savaş meydanında can veren yaralanan kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki onların her birinin adını Kocatepe'nin sırtlarına yazmam mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı vardır; Türk askeri!''
Yaptığı işlerle öğünmeyen yalnız öğünülecek işler yapmak isteyen Atatürk: ''Yaptığımız hizmetlerle öğünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin öğünmeye layık olabileceği ümidiyle teselli oluyoruz.'' der. Ona göre millete hizmet edenler bir karşılık beklememelidir. ''Millete hizmet edenler görevlerini yerine getirmiş olmaktan başka bir iş yapmamışlardır.'' der. Millete hizmette sürekliliğin gerekli olduğuna inanan Atatürk: ''Bir insan hayatında büyük bir muvaffakiyet gösterebilir; fakat yalnız onunla öğünerek kalmak isterse o muvaffakiyet de unutulmaya mahkumdur.'' demiştir.
Başarılardan dolayı gurura ve gösterişe kapılmayan Atatürk bir halk adamı olarak yaşamış milletin çıkarlarını kendi çakarlarından hatta canından üstün tutmuştur. Ne istemişse Türk milleti için istemiş ve bu uğurda çalışmıştır. O Türk milletinin bir ferdi olmaktan başka bir öğünmeye kapılmamıştır. Atatürk bütün bu özellikleriyle Türk milletinin vasıflarını taşıyan ve uygulayan dahi bir inkılapçı olarak yaşadı ve bu önder kişiliği ile adını tarihe altın harflerle yazdırdı.

2856
0
0
Yorum Yaz