globaltarih 3 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (0)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (3)
islamtevhid gercekyolislam kurantevhidsunnet

KADI VE KADININ GÖREVLERİ NELERDİR?

2008-12-02 15:18:00

KADILIK

Osmanlilar kendilerinden önceki Islâm devletlerinin geleneklerine uyarak kadi tayininde çok titiz davrandilar. Zira Islâmî anlayisa göre adaletle hükmetmek bu dinin en önemli prensiplerinden biridir. Bu bakimdan Osmanlilar herhangi bir kimseyi degil her yönü ile taninmis ve güvenilir kimseleri bu makama getiriyorlardi. Kurulus döneminden itibaren Islâm dünyasinin maruf aileleri bir taraftan Anadolu'ya gelirken bir taraftan da açilan medreseler kaza tarikini ihtiyar edecekleri (kadiligi seçecek olanlari) yetistiriyordu. Hatta baslangiçta kaza isinin Islâm an'anesine uygun olarak camilerde görülmesi için Bursa'daki Yesil Câmi ile Yildirim câmileri dâva görülebilecek bir sekilde yaptirilmislardi. Nitekim Bursa'daki Yesil Câmi gözden geçirilecek olursa biraz yüksek olan minberle mihrab arasi namaza fiskiyenin bulundugu ve nisbeten alçak olan yer dâvacilara iki tarafindaki odalar da dâvalari görecek olan kadi ve kadiaskerlere tahsis edilmisti.

Osmanlilarda kadi nasbi ilk defa Osman Gazi tarafindan kayinpederi Seyh Edebali'nin damadi ve talebesi olan Dursun Fakih ile baslar. Devletin istiklâl ve hükümranligina bir isaret olan ilk hutbeyi okuyan kimse de ayni zatti.

Osmanli devlet teskilâtinda kadi'nin adlî görevi yaninda idarî ilmî ve hatta askerî görevi de vardir. Çünkü Osmanli sehir idaresinde beledî ve mülkî idare fonksiyonlari birbirinden kesin çizgilerle ayrilmamistir. Kadi sehrin yargi mercii oldugu kadar asayisin âmiri vakiflarin denetçisi beledî hizmet ve zâbita görevlerinin de âmiridir. Bütün bu vazifeleri yerine getirmesinde kendisine yardim eden bazi yardimcilari vardir. Böylece kadi'nin yükü hafifletilmis olur. Mesela kadi'nin yaninda Subasi Böcekbasi Çöplük Subasisi Mimarbasi gibi Yeniçeri ocagina bagli zâbit ve görevliler genel güvenlik temizlik ve imar düzeninin saglanmasina kadar çesitli alanlardaki zâbita hizmetlerini yerine getiriyrolardi. Keza çarsi ve pazarin kontrolü narhin tesbiti dinî emirlerin yerine getirilip getirilmediginin gözetilmesi kötülüklerin islenip islenmediginin kontrolü (emr bi'l-ma'rûf ve nehy ani'l-münker) bazi günlük vergilerin (yevmiye-i dekâkin gibi) toplanmasinda da kadi'nin en büyük yardimcisi "Ihtisâb Agasi" (Muhtesib)dir.

Osmanli toplumunda önemli bir yeri bulunan kadilar biri Anadolu digeri de Rumeli olmak üzere iki kadiaskerlige bagliydilar. Bunlar bagli bulundugu kadiaskerligin icray-i faaliyet eyledigi sinirlar dahilinde adalet tevzi edip hizmet görürlerdi.

Osmanli ülkesinde kadi olabilmek için medresinin yüksek derecelerinden mezun olmak gerekiyordu. Bunun aksini düsünmek mümkün degildi. Tahsilsiz sadrazam olunabilirdi ama en küçük bir kazaya kadi olunamazdi. Vazifelerinin önemi halk ile olan münasebetleri ve adalete gölge düsürmemek için kadilar bazi isleri yapamazlardi. Ticaret yapmak borç alip vermek hediye kabul etmek umumî ziyafetlerde bulunmak. Zira böyle isler onlarin hüküm vermesinde ileride herhangi bir süpheye sebep olabilir. Bu bakimdan onlar her türlü hareketlerden kaçinmak zorunda idiler.

Osmanli kadisi sancak ve kazalara tayin edilirdi. Hiyerarside sancak kadilari daha üstün idiler. Kadi ilk olarak kazaya tayin edilerek yevmiye 20 akça ile vazifeye baslardi. Rumeli kaza kadiliklari dokuz Anadolu on Misir ise alti sinifa ayrilmisti. Bir kadi terfihen son basamaga geldiginde yevmiyesi 150 akçaya yükselmis olup "esref-i kudat" adiyla anilan zümreden sayilirdi. Kaza kadilarinin görev süresi bir yerde 20 ay Mevleviyetlerde de bir seneyi geçemezdi. Bu müddeti dolduran kadi mazul sayilarak yerine sirada olan bir baskasi atanirdi. Müddetini dolduran mazul kadi Istanbul'a gelerek her Çarsamba günü kadiasker dairesine devam edip sira beklerdi. Bu bekleyise "zaman-i infisal"i denilip sonraki tayinine de "zaman-i ittisâl"i adi verilir. Kadilarin bu kadar kisa bir zamanda yer degistirmesi muhtemelen terfi imkanlarinin tikanmamasi ve halk ile adalete süphe düsürecek kadar ileri gidebilecek bir yakinlik peydah etmemeleri içindir. Bundan baska devamli olarak adlî problemlerle karsi karsiya kalan ve bu yüzden "ulûm ve fünûn" ile istigalden uzak kaldiklari düsünülerek vazifedeki müddetleri belli dönemlere baglanmis böylece onlara Istanbul'da yeniden bilgilerini tazeleme imkâni verilmis oluyordu.

Kaza kadiligindan yükselen kadi sancak kadisi olur ve mevleviyet pâyesi alirdi. Mevleviyetler kadilarin aldiklari yevmiye nazari itibara alinarak 300 ve 500 akçalik olmak üzere iki kisma ayrilir. Mevleviyetlerde kadilik müddeti bir senedir.

XVIII. yüzyildan itibaren mevleviyetler bes kategoriye ayrilmisti. Bunlar: Devriye Mahrec Bilâd-i Hamse Haremeyn ve Istanbul Kadiligi idi.

1. Devriye Mevleviyeti: Bu mevleviyet kategorinin en alt derecesidir. Maras Anteb Bosna Sofya Belgrad Bagdad bu yerlerden bir kaçidir.

2. Mahrec Mevleviyeti: Kudüs Haleb Tirhala Galata ve Izmir gibi yerlerdir ki sayilari onbir kadardir.

3. Bilad-i Hamse: XVIII. asirda bu sinifta yer alan mevleviyetler sunlardi: Edirne Bursa Sam Misir ve Filibe Bu bes kadiligin dereceleri esit idi. Bu mevkiye yükselenlerden herhangi birisi sirasi gelince Haremeyn Mollasi (Kadi) olur veya pâyesini alirdi.

4. Haremeyn Mevleviyeti: XVIII. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren Mekke kadiligina ilâveten Medine-i Münevvere de bu kadiliga baglanarak Haremeyn mevleviyeti adi ile Istanbul kadiligindan sonra en yüksek dereceyi isgal eyledi.

5. Istanbul Kadiligi: Mevleviyetler içinde en yüksek kademe Istanbul kadiligi idi. Bundan sonra normal olarak sira Anadolu Kadiaskerligine gelirdi.

Osmanli devlet teskilâtinda hâkim sifatiyla davalari sonuçlandirip karara baglayan kadidir. Kadi hükmü olmadan hiç kimse ceza tertip ve infazinda bulunamaz. Bu Osmanli adlî sisteminin temel prensiplerinden biridir. Bununla beraber mahkemede degil de yerinde hallolunmasi zarurî olan veya tahkikat ve kesif gibi isleri gerektiren hallerde kadi her zaman mahkemeden ayrilamayacagi için kendi adina bu isleri görmekle vazifelendirilen bir yardimci kullanir. Gerek bu sekilde kullanilan yardimci gerekse bizzat kadi tarafindan kendi kazasina gönderilip onun adina hükmeden ve onun gibi bütün yetkileri haiz olan kimseye "Naib" denir. Kadilarin tayin olduklari kazanin büyük veya küçüklügüne göre nâiblerin sayisinda da farklilik olurdu.Genellikle kadilar kendi kazalari dahilindeki nahiyeleri nâib ismiyle tayin ettikleri bir ser'î memura iltizama verirlerdi. O memur da bulundugu nahiyede kaza kadisi adina nahiyenin ser'î muamelelerine bakardi. Nâib olacaklarin da mutlaka yüksek tahsil görmüs halk arasinda ahlâk ve fazileti ile taninmis kimseler olmalari gerekirdi. Zira o da kadi'nin sahip oldugu bütün hak ve yetkilere sahip olan bir kimse olarak hüküm vermekteydi. Bu sebeple kadi nâiblerinin de dürüst ahlâkli bilgili ve faziletli kimseler arasindan seçilmesi icab eder. Bütün bu söylediklerimizi bünyesinde toplayan ve bir sureti Anadolu Kadiaskerine de gönderilen Evahir-i Muharrem 1173 (21-30 Eylül 1759) tarihini tasiyan asagida metnini verecegimiz hüküm gerek kadilarda gerekse nâiblerde bulunmasi icab eden sifatlari ortaya koymakla kalmamakta ayni zamanda sirf menfaat temin etmek gayesiyle bazi kadilarin basvurdugu gayr-i hukukî yollara da isaret etmektedir. Benzeri birçok vesika arasindan rastgele alinan bu belge büyük bir ehemmiyet arzetmektedir. Hukuk bilmeyen bazi kimselerin naib olarak tayin edilmelerinin ser'î hukuk esaslarina göre idare edilen devlet ve halk için ne kadar zararli olduklarini da yine bu belgeden ögreniyoruz. Bu konuda hem daha fazla bilgi vermesi hem de orijinalitesi bakimindan vesikanin metnini aynen buraya almayi faydali bulmaktayiz.

"Rumeli Kadiaskeri edâmellahu fezailehuya hüküm ki: Ümenay-i din-i mübin ve hademe-i ser'-i Seyyidi'l-mürselin olan kudata taklid-i kaza veyahut te'yid-i maiset cihetiyle müstahakkine kaza tevcih ve itâ olundukta binnefs kendileri gidüp hükümet-i kazayi icrâ ve özürleri oldukta icray-i ahkâm-i ser'iyyeye kadir munassak ve müteserrî' kimesneleri yerlerine nâib nasb ve tayin edüp bu vechle ahval-i kudat muntazam ve mazbut ve nizam-i bilâd ve ibâd rabit-i ahkâm-i ser'iyye ile mustahkem ve merbut iken kazaya mutasarrif ve naib olanlar ziyade celb-i menfaat ve tahsil-i rahat içün binnefs kendileri memur olduklari mahalle gitmediklerinden gayri niyâbet ve hükümetleri ahkâm-i ser'iyye icrasina kadir kimesnelere siparis etmeyüp nâdân ve cahil ve ilm-i sakdan âri ve mütegafil olanlara ve belki hilye-i fadl ve irfandan âtil âyan ve serdarlara ziyade mesahire ile tefviz eylemeleri anlar dahi kazalarina varup kazalarinda meydana gelen olaylari yanlis ve rüsvet ile çesitli hüccet verdikleri. Bundan böyle benzer olaylarin olmamasi için dikkat etmeleri..." Görüldügü gibi bu hüküm ülkede gayr-i kanunî olaylara vesile olacak durumlarin ortadan kaldirilmasi için dogrudan kadilarla ilgisi bulunan Rumeli Kadiaskerinin dikkatini çekmekte ve kendisinden böyle olaylara meydan vermemesi istenmektedir.

Osmanli toplumunda kadi yegane sahsiyet olarak özelligini korurken hükümlerine disaridan herhangi bir sekilde müdahale ve tesir edilmesi söz konusu degildir. Zira görevi onun baskasinin tesiri altinda kalmasina müsaade etmez. Eger böyle bir durum (tesir altinda kalma) söz konusu ise veya istenmeyen bir olaya karismis ise o zaman vazifesinden azledilerek çesitli cezalara çarptirilirdi. Islâm ve Osmanli adlî teskilâtinin ne denli iyi oldugunu adalet müessesesinin devrine göre mükemmel isleyip herhangi bir tesir altinda kalmadigini açik bir sekilde anlatmasi bakimindan yabanci bir müellifin bu konudaki sözlerini buraya almak suretiyle bu teskilâtin nasil bir anlayisa sahip oldugunu ve hangi temellere dayandigini göstermek istiyoruz.

"Islâm adaleti ibâdetten üstün tutmustur. Kadiyi azletmek selahiyeti yalniz hükümdara mahsustur. Kadiyi kendi namina halka adalet tevzi etmek üzere padisah tayin eder. Bir kadi'nin sahsî hayatinda bir leke varsa faziletli degilse içki içiyorsa hiç bir kuvvet onu yerinde muhafaza edemez. Kadi'nin bilgili olmasi sarttir. Imam Safiî cahil kadi'nin hükmünü geçersiz saymistir. Kadi her sartta vakar ile hareket etmeye mecburdur. Siddet hareketinde bulunamaz tehdid edici söz söyleyemez sert tavir takinamaz hatta konusurken sesini yükseltemez. Bir kadi yalniz padisahi degil hüküm vererek Peygamberi de temsil ettigini asla unutamaz." Gerçekten Osmanli kadisi hükümlerinde tamamen serbest ve vicdanina göre hareket ederdi. Padisah bile onlarin tarafsizligina gölge düsürecek bir davranista bulunamazdi. Hergün cemaatla namaza devam edemiyen Yildirim Bayezid'in bir davada sahitligini kabul etmeyen Bursa kadisi Molla Fenarî Allah hukukuna riayet edemiyen kimsenin kul hakkinin gözetilmesi gereken yerlerde de dikkatsiz davranabilecegini düsünmesi onun böyle bir harekette bulunmasina sebep olmustur.

Daha önce bir kismindan bahsettigimiz yardimcilardan baska mahkeme kâtipleri de tabii olarak mahkeme bakimindan kadi'nin yardimcilaridir. Fakat bunlar disinda Osmanli adlî teskilâti için bilmemiz ve üzerinde ehemmiyetle durmamiz gereken bir husus daha vardir ki o da mahkeme esnasinda kadilarin yaninda bulunan bir jürinin mevcudiyetidir. Bütün ser'iyye sicillerinde (mahkeme kararlari) bol bol örneklerini gördügümüz ve adlî teskilâtimizin iftihar vesikalarindan olan bu jürinin mahiyetini Mustafa Akdag'in kendi ifadesi ile buraya aliyoruz.

"Bir defa mahkemelerin mutlak surette alenî cereyan etmekte olmasina ehemmiyetle isaret etmeliyiz. Kadilarin dâvalara bakmak üzere yaptiklari oturumlarda yanlarinda "Suhudu'l-hal" yahut "Udûdu'l-müslimîn" veya "Suhûdu'l-udûl" tabirleri ile dâvalarda bir bilirkisi heyeti halinde mevcudiyetlerine zabit metinlerinde itina ile isaret olunan ve ayrica sicile geçen kararlarin altinda adlari yazili bulunan bes alti ve bazan daha fazla sayida sahitler heyeti vardir ki bunlar mahkemeye bir jüri mahiyeti vermektedir. Filhakika bunlar katiyyen görgü sahitleri olmayip tamamiyle muhakeme tarzinin müsahidleridirler. Tabii kadi'nin dâva ile ilgili taraflardan herhangi birisini tutmadigi müdafaalarini serbestçe yapmalarina tam bir imkân verdigi itiraf veya inkârlarinda tazyik vesair yollarla tesir etmeyip tamamiyle tarafsiz bir hakim olarak hareket ettigi hususunda en iyi vesikanin adi geçen müsahidler oldugu görülüyor. Kararlarin yazilis sekli de bu esasa dayanmaktadir. Çünkü kadi'nin taraf tutmasi veya herhangi bir maksatla dâvaya müessir olmak suretiyle adaletin tecellisine mani oldugu hallerde herkesin her dâvada bassehre giderek dâvasini divanda gördürmesi mümkün olmadigindan dolayi bu müsahidler heyetinin mevcudiyeti mahkemede hakkin yerini bulmasi için çok mühim bir hadise olarak kabul olunmalidir. Bundan baska kadi dâvaya baktigi esnada onun bu müsahidlerle müsaverede bulundugunu da biliyoruz. Ser'î kanunlar yaninda örf ve âdetin ehemmiyetle gözde tutulmasi lazim gelen mahkemelerde kararlarini verirken birçok defa örf ve âdete vukufsuzluklari yüzünden yanilmalari mümkün olan kadilarin bu sekilde hareketleri elbette yerinde idi. Osmanli rejimi devri mahkemeleri bir gelenek halinde isleyip durmustur. Yalniz bahsettigimiz bu müsahidlerin seçilisi gelisi güzel olmayip kasabadaki ileri gelen sahsiyetlerin tercih olundugunu unutmamalidir. Böylece meshur müderrisler âyan ve esraftan olanlar buraya dahil oluyorlardi. Suhûdu'l-hal denen yahut bizim bilirkisi heyeti diyebilecegimiz bu adi geçen müsahidler heyetini teskil eden kimseler her mahkemede ayni kadro ile bulunmayip bazan birkaç kisi degistigi gibi sayilarini da tayin etmek mümkün degildir. Çünkü belli basli sekiz on kisinin isimleri kayit olduktan sonra "... ve gayrihim" sözünün ilavesi diger bir kisimlarinin isimlerini kaydetmekten vazgeçildigini ifade etmektedir.

"Kadiya hükümlerinin ser'a uygun olmasi bakimindan yol gösteren diger bir müsavir de kazanin müftüsüydü. Kendisi mahkemede bizzat bulunmayan müftü taraflardan ser'-i serife göre dâvasinda hakli oldugu kimseye bir fetva verir o da bunu mahkemeye ibraz ederek hükmün kendi lehinde olmasini taleb ederdi. Mamafih dogrudan dogruya kadi'nin kendisi de müftüye fetva için müracaat etmekteydi. Herhalde kadi tereddüd ettigi hallerde bu yola gidiyordu. Mahkeme kararlarinda kadi'nin daima fetvaya uydugu görülüyorsa da müftünün fetvasindaki hukuki mesnedi yerinde bulmadigi hallerde kadi'nin nasil hareket ettigine dair misallerimiz yoktur. Öyle saniyoruz ki mutlaka fetvaya uymak lazim geldigine göre kadi veya fetva geregince dâvayi kaybeden taraf bu fetvayi hükümsüz birakmak için daha selâhiyetli birinden ihtimal en saglami Seyhülislâm'dan yeni bir fetva almak mecburiyetinde bulunuyordu. Su halde görüyoruz ki herhangi bir tesir ile veya vukufsuzlugu yüzünden kadi hükmünün adalete aykiri olmamasi için müftü ve adi geçen müsahidler heyeti bir nevi ilk kademe temyiz vazifesini görüyorlardi. Kaza dairesini teskil eden topraklarda çikan vak'alarin ve kaza halkinin bütün muhakemeleri yalniz o kaza mahkemesinde görülür baska bir kazaya dava naklolunmazdi. Yalniz bassehre gidip davasini Divan'da gördürmek herkes için daima mümkün bulunmaktaydi.

Osmanli toplumunda vezirler valiler vs. gibi devlet ileri gelenleri her ne suretle olursa olsun hukuki islere müdahalede bulunmazlardi. Kadilar bu hususta serbest ve sadece vicdanlarina göre hareket ederlerdi. Hiç kimse onlarin tarafsizligini bozma cesaretini gösteremezdi.

Ihdasindan itibaren kadiaskerlere daha sonra bir kismi mesihat makamina baglanan kadilik müessesesi 1839'dan itibaren çesitli degisiklikler geçirdi. Nihayet Cumhuriyetin ilani üzerine ünvani ile birlikte eski teskilati ile birlikte bu müessesese de tarihe mal oldu.
alıntı

2994
0
0
Yorum Yaz