globaltarih 3 Takipçi | 0 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (0)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (3)
islamtevhid gercekyolislam kurantevhidsunnet

DELHİ TÜRK SULTANLIĞI

2008-12-09 23:12:00

DELHİ TÜRK SULTANLIĞIBu siyâsî teşekkül, Gur hükümdarı Muizzüddin Muhammed'in 1192'de kuzey Hindistan'a vâlî tâyin ettiği Kutbüddin Aybeg tarafından kurulmuştur (1206). Daha vâli iken Aligarh'ı, Benares'i ve ünlü Bihâr kalesini ele geçirmiş olan Aybeg, Lahor ile Pencâb bölgesini de Tâcüddin Yıldız'dan aldı. 1210'da atından düşerek öldüğü zaman Bedâun'da damadı İl-tutmuş, Uc'da öteki damadı Kabaca, Bengal'de onun tâyin ettiği Kaymaz bulunuyordu.Aybeg'in erkek çocuğu yoktu. Şemsüddin İl-tutmuş, bütün kuzey Hindistan'ı elinde toplayarak "Şemsiyye"hânedanını kurdu (1211-1266). Devleti, Delhi başkenti olmak üzere, büyük kısmı ile Pencâb'ı, Multan'ı, Lahor'u ve kuzeyde Gazne'ye kadar uzanan bölgelere ihtiva ediyordu. Celâleddin Harezmşah'a karşı ülkesini koruyan ve Moğollar'dan kaçan kalabalık Türk kitlelerini memleketine kabül etmek suretiyle, kuzey Hindistan'da Türk kültür hayatının devamını sağlayan İl-tutmuş, 1235 yılına kadar Bengal, Gwalior'dan başka Uccayn'ı da kendine bağladı ve Halife kendisini "Hindistan Sultanı" olarak tanıdı (1229). Ölümünden (1236) sonra, kaabiliyetsiz oğlunun yerine kızı Raziyye Sultan oldu (1236-1239).Fakat, babasının yetiştirmiş olduğu "Çihigân" diye anılan kırk kumandan karışıklık çıkardılar. Bunlar otorite tanımaz kimseler olmakla beraber yurtlarına Moğolları sokmayacak kadar vatansever idiler. Nihayet Şemsiyye âilesinden Nâsırüddin Mahmüd inzibatı sağlamak için 40'lardan Uluğ Han diye anılan Balaban'ı iş başına getirdi. Nâib sıfatiyle faydalı işler gören Balaban, Mahmüd'un 1266'da ölümü ile kendisi Delhi sultanı oldu.Moğol hücumlarını durdurdu, Lahor'dan Moğol baskısını uzaklaştırdı, memleketi im&a... Devamı

ÇERKEZ ETHEM AYAKLANMASI VE SONRASI GELİŞMELER

2008-12-09 23:11:00

ÇERKEZ ETHEM AYAKLANMASI VE SONRASI GELİŞMELERÇerkez Ethem Yunan Ordusuna Sığınıyor Ocak 1921, Kütahya civarı Çözülmekte olan bir devlet sisteminin yerine bir yenisi doğarken ve bu arada esas olarak halkın gönüllü katılımına dayanan yeni bir askeri örgütlenme biçimlenirken geçmişin profesyonel kadroları dışında yeni askeri önderler ortaya çıkar. Henüz düzenli ordunun olmadığı veya varolan askeri kuvvetlerin bu tür bir örgütlenme modeline ulaşmadığı koşullarda ancak bir gerilla mücadelesinden söz edilebilir.Daha önce askerlikle profesyonel bir ilişkisi olmamasına karşın doğal askeri yetenekleri ve cesaretleriyle sivrilerek gerillalara komuta eden bu yeni askeri önderlerin kaderi bir noktada yol ayrımına gelir; ya kendilerinin yönetimindeki birlikler düzenli birliklere dönüşerek yeni devletin askeri liderleri durumuna gelirler, ya kendi dışlarındaki bir takım odakların inisiyatifiyle örgütlenmesini tamamlayan düzenli birliklere katılarak onların bir parçası olurlar, ya da çözülmekte olan devletin yanı sıra doğmakta olan yeni devlete de isyan edip, güçleri yeterse 'kahraman' yetmezse de 'hain' olarak tarihe geçerler! Hiç kuşkusuz bu yol ayrımında tutulacak yolun sonunu ve dolayısıyla tarih tarafından nasıl anılacaklarını belirleyen şey kendi yetenek ve cesaretlerinden önce toplumsal koşullardır. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde de olsa çıkarlarını savundukları sınıfların tarihsel olarak sahip oldukları güç ve örgütlenme düzeyidir. 1919-1922 yılları arasında Türkiye'deki milli mücadele gelişirken Osmanlı devleti dağılıyor ve yerine "millete dayandığını", siyasal meşruiyet kaynağının millet olduğunu söyleyen yeni bir devlet sistemi adım adım kuruluyordu. İşte daha bu sürecin başların... Devamı

BİZANS İMPARATORLUĞU

2008-12-09 23:10:00

BİZANS İMPARATORLUĞUİmparatorBizans'ın imparatorluk kavramı Roma ve Helen kaynaklıdır. Tanrı-imparator anlayışı ve uygulaması Hıristiyanlaşmış haliyle karşımıza çıkmaktadır. İmparator, Tanrı iradesiyle gönderilmiş bir kişidir. Tanrı'nın seçilmiş kuludur ve onun himayesinde hüküm sürmektedir. Kilise ve imparator bir bütündür ve imparator kimsenin sorgulayamayacağı ve buna cüret edemeyeceği son derece önemli bir şahıstır.Bu özellikler taşıyan kişinin başında olduğu imparatorluk da, tüm devletlerin, kavimlerin içinde olduğu ortaçağ hiyerarşisinin tepesinde bulunmaktadır. Törenler hipodromda yapılır ancak hükümdarlık ünvanının verilişinin en önemli aşaması, taç giyme, Ayasofya'da gerçekleşirdi. Patrik yeni hükümdara tacını giydirir ve hükümdar kendini " Tanrı'nın sevgili ve yeryüzündeki vekili" olarak tanıtırdı.Hukukİmparator, adalet örgütünün başıydı. 14.yüzyılın başlarına kadar en yüksek mahkeme imparatorun başkanlık ettiği mahkemeydi. Üyeleri yüksek memurlardan seçilirdi. Ağır suçlar burada görüşülür ve karara bağlanırdı. Bu yüksek mahkemenin dışında, yüksek daire başkanlarının yönettikleri mahkemeler ve ayrıca kentlerde birçok ilk mahkemeler bulunmaktaydı.OrduBizans ordusu kara ve deniz kuvvetlerinden meydana geliyordu. İmparatorluğun kurulduğu dönemde kara ordusu iyi örgütlenmiş ve iyi eğitim görmüştü. Kara ordusu sınırlarda oturan birliklerle merkezde bulunan ve her cepheye gönderilen esas kuvvetlerden oluşurdu. 7. yüzyılda ordu ordu örgütünde önemli değişiklikler oldu.Thema sistemi ile eyaletlerdeki askeri birlikler yeni bir sisteme bağlandı. Strategos, aynı zamanda themasının askeri birliklerinin komutanıydı. Kara ordusu piyade ve süvari olmak üzere ... Devamı

AVRUPA VE FEODALİTE DÜZENİ

2008-12-09 23:08:00

AVRUPA VE FEODALİTE DÜZENİRoma İmparatorluğu yıkıldıktan sonra barbar kavimler, Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde devletler kurdular. Krallar, Roma kanunları ile kendi geleneklerini birleştirerek yeni düzenlemeler yaptılar ve ülkelerini kontluklara, onları da daha küçük idari birimlere ayırdılar. Buralara barbar şeflerini atayarak bazı ayrıcalıklar verdiler.Kavimler Göçü'yle başlayan karışıklıkların etkisiyle büyük toprak sahipleri ve çiftçiler, hayatlarını devam ettirebilmek için güçlü kişilerin koruması altına girdiler. Halkın himayesi altına girdiği kişilere süzeren, himaye edilen halka da vassal adı verildi. Senyörler, bağlılıkları karşılığında sahip oldukları toprağın işleme hakkını kira karşılığında verdiler.Feodalitenin temel özelliği siyasi bölünmüşlük ve sosyal eşitsizliktir. Senyörler, topraklarında yaşayan insanların üzerinde mutlak haklara sahiptirler. Her senyör, ayrı bir silahlı güce sahiptir ve her senyörün bölgesinde ayrı kurallar geçerlidir.Avrupa'da siyasal ve sosyal bölünmüşlük, bölgesel ekonomik faaliyetler, insanlar arasında dil, davranış ve dünya görüşü bakımından farklılıklar doğmasına neden olmuştur.Feodalite, bütün Ortaçağ boyunca devam etti. 15. yüzyılda; barutun ateşli silahlarda kullanılmasıyla sona erdi. Feodalitenin yıkılması, mutlak krallıkların güçlenmesini sağladı. Yeniçağ başında Almanya dışında feodalite yıkıldı. Almanya'da ise Yakınçağ'da ortadan kalktı. Feodalite devam ettiği süre içerisinde Avrupa'da sosyal adalet kurulmamış, bu nedenle halk, çeşitli sınıflara ayrılmıştır:AsillerOrtaçağ Avrupası'nın en imtiyazlı sınıfı asillerdi. Bunların en üstünde senyör denilen derebeyleri bulunurdu. Senyörlerin en büy&u... Devamı

SEZAR KİMDİR? (Caius İulius Caesar, Romalı general ve devlet ada

2008-12-09 23:07:00

SEZAR KİMDİR? Caius İulius Caesar, Romalı general ve devlet adamı (M.D. 101-44). Gelmiş geçmiş devirlerin en parlak savaş komutanlarından ve devlet adamlarından biri sayılan Julius Sezar aynı zamanda yazar olarak da çok ünlüdür. Aineias'ın oğlu İulius'tan ve dolayısıyla, soyunun tanrıça Venüs'ten geldiğini iddia eden bir patrici ailesindendi. Çok genç yaşta gururu ve tutkularıyla göze çarptı: «Roma'da ikinci olmaktansa bir köyde birinci olmayı yeğ tutarım!» diyordu. Zaten zekâsı ve iradesi sayesinde kısa, zamanda ün kazanmağa başladı. Önemli bir komutanlığa gelme kaygısındaydı ve o tarihlerde bir Roma eyaleti olan İspanya'ya giderek orayı bir yıl başarıyla yönetti (61-60). Roma'ya döndüğünde, zengin Crassus ve ünlü Pompeius ile siyasî bir birlik kurdu: bu, birinci triumvirlik'ti. Ertesi yıl Sezar konsül seçildi (59). İKTİDAR VE ZAFER O zaman Galya'ya gidip birkaç yıl süren bir savaşla (58'den 51'e kadar) bütün ülkeye boyun eğdirdi; Galyalıların ayaklanmasını bastırdı ve bu arada Vercingetorix'in örgütlediği genel isyanı bastırdı. Bu uzun savaşı, Galya Savaşı Üstüne Yorumlar adlı eserinde, kendisi anlatacaktır. Sezar askerleri yönetmeyi biliyor, onlar da, kendi çetin koşullarını ve yorgunluklarını paylaşmaktan geri durmayan bu komutana değer veriyorlardı. Ama Roma'daki şöhreti, senatoyu ve özellikle iktidarı kendi başına yürütmek sevdasında olan Pompeius'u kaygılandırmaktaydı. Bunu anlayınca Sezar meşruluk dışına çıkmağa karar verdi: askerleriyle Rubico Irmağı'nı aşıp şehre yürüyerek iç savaşı başlattı. Pompeius Yunanistan'a kaçtı, orada, 48 yılında Pharsale'de yenilgiye uğradı, taraftarları ise Afrika ve İspanya'da darmadağın edildiler, kılıçtan geçirildiler. 45 yılında iç savaş sona erdi. Za... Devamı

İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ

2008-12-09 23:06:01

İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ1908 Meşrutiyet Devrimi'ni sağlayan siyasi dernek (parti). İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin temeli, 1893 yılında İstanbul'da Askerî Tıbbiye'de atıldı. Kurucuları Dr. İshak Sukûtî, Dr. Abdullah Cevdet. İbrahim Temo ve Şerafettin Mağdumî'dir. Cemiyetin amacı istibdada karşı direnmek, Meşrutiyet yönetiminin yeniden yürürlüğe girmesini, özgürlüğe, eşitliğe, mal ve can güvenliğine yer veren bir yönetimin kurul masını sağlamaktı.Cemiyet, kısa zamanda gelişti, İstanbul'da birçok semtte gizli komiteler kuruldu. Kahire'de ve Paris'te dernek adına yayımlara girişildi. Bunun üzerine Abdülhamit II yönetimi, İstanbul'da sıkı araştırmalara girişti. 1897'de cemiyet üyelerinin çoğu ele geçirilerek bir kısmı hapsedildi, bir kısmı sürgün edildi. Ama devrim düşüncesi yok edilemedi.İttihat ve Terakki'nin amaçlan özellikle Rumeli'de subaylar, askerî öğrenciler ve memurlar arasında yaygınlaştı. Selanik, cemiyetin merkezi haline geldi. Atatürk ve İsmet İnönü de cemiyete üyeydiler.Padişah, devrim çalışmalarını bastırmak için Rumeli'ye yüksek yöneticiler gönderdi. Bunlardan Şemsi Paşa Edirne'de ittihatçılar tarafından vuruldu. Müşir Osman Paşa dağa kaldırıldı. Binbaşı Enver Bey ile kolağası Niyazi Bey ayaklanıp dağa çıktılar. Bunun üzerine padişah korktu ve 24 temmuz 1908'de Kanunu Esasî'yi (Anayasa) yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı (ikinci Meşrutiyet, 1908).Meşrutiyet'in ilânından sonra ülkede parti kavgaları başgösterdi. İttihat ve Terakki'ye karşı gerici 31 Mart Ayaklanması oldu (1909). Rumeli'den gelen Hareket Ordusu ayaklanmayı bastırarak gericileri sindirdi ve İttihat ve Terakki'yi kurtardı. Trablusgarp ve Balkan savaşlarından sonra Enver, Talât ve Cemal Paşaların Alman etkisine kapılarak ... Devamı

KARLOFÇA ANLAŞMASI VE OSMANLI DEVLETİNE ETKİLERİ

2008-12-09 23:06:00

KARLOFÇA ANLAŞMASI VE OSMANLI DEVLETİNE ETKİLERİSultan İkinci Mustafa döneminde Avusturya üzerine üç büyük sefer düzenlendi. Ancak 11 Eylül 1697'de uğranılan Sente mağlubiyeti ile Osmanlı Devleti bir anda savunmasız kaldı. Bu arada Venedikliler Mora ve Dalmaçya'ya, Lehistan ise Boğdan'a saldırdı. Aynı dönemde Rusya'nın başına Deli Petro geçmişti. Deli Petro ordusunu modernize etmiş, boğazlardan Akdeniz'e inme ve Karadeniz'e egemen olma çabalarına girişmişti.1695'deki saldırıda başarısız olmuş, fakat bir yıl sonra Azak Kalesini ele geçirmişti (6 Ağustos 1696). Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlı Devleti yorgun düşmüştü. Özellikle İngiliz hükümetinin araya girmesi sonucu, Sultan İkinci Mustafa barışa razı oldu.İmzalanan Karlofça Antlaşmasıyla Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Beyliği Avusturya'ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan'a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı (26 Ocak 1699). Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti'nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlar. Ayrıca bir yıl sonra Rusya ile de bir antlaşma yapıldı.14 Temmuz 1700 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak kalesi Rusya'ya bırakıldı.Tarih 1703 yılına gelmiş, Osmanlı Devleti'nin kötü gidişine dur denilememişti. Padişah tahta çıktığında söylediklerini unutmuş gibiydi. "Zevk ve sefa bana haram olsun" dediği halde, av partileri düzenliyor, aylarca av peşinde dolaşıyordu. Devlet işlerini sadrazamlarına ve eski hocası olan sonradan şeyhülislam yaptığı Feyzullah Efendi'ye bırakmıştı. Bu durum ordu içinde hoşnutsuzluğa yol açtı.ALINTI... Devamı

I.II.BALKAN SAVAŞLARI VE OSMANLI DEVLETİ

2008-12-09 23:02:00

I.II.BALKAN SAVAŞLARI VE OSMANLI DEVLETİ Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki dört devlete karşı yaptığı savaşlar. Birinci Balkan Savaşı 1789 Fransız İhtilâlinin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı neticesinde, imparatorluklar dahilinde bulunan milletler, bağımsızlık için harekete geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile ayaklanmışlardı. Osmanlı tarihinde 19. yüzyıl, bu tür ayaklanmalar dönemidir. Balkan Yarımadasında çok çeşitli milletler yaşadığı için, milliyetçi ayaklanmalar, en fazla burada görüldü. Balkanlarda çıkan ayaklanmaları, daha çok 17. yüzyılda gelişmeye başlayan ve en büyük gayesi, Baltık Denizine ve özellikle Akdeniz’e çıkmak olan Rusya kışkırtıyordu. Akdeniz’e inmek için önce Karadeniz’i, sonra İstanbul ve Çanakkale boğazlarını ele geçirmesi gerekiyordu. İşte Rusya, bu gayeye ulaşmak için her yola başvurmaktan geri kalmamıştır. Bu yollardan biri de ırk ve din bakımından akraba olduğu Balkan prensliklerini alet olarak kullanıp, bu genç devletleri Osmanlı Devleti'nin varlığını sona erdirmeleri için kışkırtmaktı. Osmanlılar, Trablusgarp’ta savaşırlarken, Sırbistan’ın başkenti Belgrat’taki Rus elçisi harekete geçerek, Balkanlarda Osmanlı Devletinin elinde kalan son toprak parçalarının Sırbistan ile Bulgaristan arasında paylaşılması için teşebbüste bulundu. Buna karşılık Sırbistan, Bulgaristan’ı bir tarafa iterek kendi menfaatlerini temin için Babıali ile anlaşmaya uğraşıyordu. Balkan devletleri arasındaki menfaat çatışmalarından gafil olan zamanın İttihat ve Terakki hükümeti, Sırbistan’ın bu çok müsait teşebbüslerine aldırış bile etmedi. Üstelik, İkinci Abdülhamid Han'ın Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek i&c... Devamı

KIRIM SAVAŞI VE SONUÇLARI

2008-12-09 23:01:01

KIRIM SAVAŞI VE SONUÇLARI KIRIM SAVAŞI VE SONUÇLARIKırım Savaşı (Kırım Harbi) Osmanlı Devleti ve müttefikleri İngiltere, Fransa ve Piemento ile Rusya arasında, 1853-1856 yıllarında yapılan savaş. 1800’lü yıllarda dünyada iki büyük İslâm devleti vardı. Biri Osmanlı Devleti, diğeri ise, Hindistan’daki Gürgâniye (Babür) Hükümdarlığıydı. İslâmiyet'in büyük düşmanı olan İngilizler ise, devamlı bu iki devleti nasıl yok edebileceklerini planlamakla meşguldüler. Önce Gürgâniye Devletini parçalamaya karar verdiler. Böylece hem Asya’daki Müslümanları başsız bırakacaklar, hem de Hindistan’ın hazinelerine ve ticaretine hakim olacaklardı. Fakat Osmanlı Devletinin, buna mâni olmasından korkuyorlardı. Bunun için, Osmanlı Devletiyle Rusya arasında savaş çıkarmaya çalıştılar. Sıcak denizlere inme hayaliyle yanıp tutuşan Rusya’yı devamlı tahrik ettikleri gibi, sadrazam Mustafa Reşid Paşa'yı da kandırarak, Rusya’ya karşı düşmanca tavır takınmasını temin ettiler. İngilizlerin asıl maksadını anlayamayan Rus Çarı Birinci Nikola, İngilizlerle, Osmanlı toprakları hakkında görüşmeye karar verdi. 9 Ocak 1853’te Sen-Petersburg’un kışlık sarayında verilen bir baloda, İngiliz elçisine Osmanlı Devletinin topraklarını paylaşmayı teklif etti. Ancak, İngiltere bu teklifi reddettiği gibi, durumu Bâbıâli’ye de bildirdi. Bunun üzerine Rusya, Osmanlı Devleti hakkında, tek başına tedbirler almaya kalkıştı. İstanbul’a prens Mençikof’u elçi olarak gönderip, Fransa’nın Kudüs’te daha önceleri Katolikler adına sağladığı imtiyazların Ortodokslar için de tatbik edilmesini, Ortodoks tebaanın himayesinin Rusya’ya verilmesini istedi. Fakat Mustafa Reşid Paşa, bu teklifleri reddedip meselenin... Devamı

HAÇOVA ZAFERİ

2008-12-09 23:01:00

HAÇOVA ZAFERİ Haçova Savaşı (Haçova Zaferi) Sultan Üçüncü Mehmed Han kumandasındaki Osmanlı ordusunun, Avusturya Arşidükü Maksimilyan’ın kumanda ettiği Alman, Macar, İspanyol, Leh, Çek, Slovak, İtalyan, Hollanda ve Belçika ordularına karşı kazandığı kesin zafer. 1595 yılında Sultan Üçüncü Mehmed Han (1595-1603) tahta geçtiği zaman Osmanlı kuvvetleri, Avusturya ve Alman kuvvetleri karşısında arka arkaya mağlubiyetler alıyordu. Bilhassa Estergon’un düşman eline düşmesi, bütün yurtta derin bir üzüntüye yol açmıştı. Boğdan ve Eflâk’ta durum tamamen Osmanlılar aleyhine olduğu gibi, Osmanlılara ait olan İbrahil, Kili, Silistre, Yergöği, Rusçuk, Akkirman ve Varna da elden gitmek üzereydi. Bu sebeple Sultan Üçüncü Mehmed Han, hocası Sâdeddin Efendinin de tavsiyesiyle, bizzat Avusturya seferine çıktı. Kanunî Sultan Süleyman Hanın ölümünden, 30 yıl geçtiği halde hiçbir padişah, ordusuna bizzat başkomutanlık etmemişti. 21 Haziran 1596’da kapıkulu ocaklarıyla beraber hareket eden Sultan Üçüncü Mehmed Han, 11 Ekim 1596’da Eğri Kalesini teslim aldı. Kale muhafazasına, Anadolu Beylerbeyi Lala Mehmed Paşa'yı bırakarak kendisi, Macarların Kereşdeş dedikleri Haçova’ya geldi. Osmanlı ordusu Haçova’ya geldiği zaman burada imparatorun kardeşi Arşidük Maksimilyan’ın kuvvetleriyle karşılaştı. Arşidük’ün kumandası altında gerek Alman, Macar ve gerekse diğer devlet ve milletlerden toplanmış büyük bir ordu vardı. Kırım Hanı Gazi Giray’ın, biraderi Fetih Giray ile gönderdiği Tatar kuvvetlerinin de birlikte bulunduğu Osmanlı ordusu, 100.000 kişi civarındayken, düşman ordusu 300.000 kişiye yaklaşıyordu. Düşman kuvvetlerinin Osman... Devamı

MALTA SEFERİ

2008-12-09 22:00:01

MALTA SEFERİ Malta’daki Hıristiyan korsanlara karşı 1565 yılında yapılan Osmanlı seferi. Öteden beri, Malta’da üslenen Saint-Jean Şövalyeleri, Osmanlı gemilerine rahat vermiyorlar, korsanlık yapmaktan bir türlü vazgeçmiyorlardı. İstanbul’a kıymetli ticaret eşyası götüren büyük bir Osmanlı gemisine el koymaları, bardağı taşıran son damla oldu. 250 parça gemi ile Piyâle Paşa, 35 000 kara askeriyle beşinci vezir Mustafa Paşa, İstanbul’dan yola çıkarıldı. Malta’da orduya iltihak etmesi kararlaştırılan Trablusgarp Beylerbeyi Turgut Reis, başkomutanlığa tayin edildi. İstanbul’dan yola çıkan ordu, Malta’ya varınca, Turgut Reis beklenmeksizin kuşatma başlatıldı. Kılıç Ali Paşa da 6 gemi ve 1000 askerle İskenderiye’den gelip, orduya katıldı. Kuşatmanın onuncu günü, 23 gemi ve 2000 leventle gelen Turgut Reis, başkomutanlığı ele aldı. Kuşatmanın yirmi beşinci günü, kaleden atılan bir top güllesi isabetiyle, Turgut Reis şehit oldu. Osmanlı askeri, umumî bir saldırı ile St. Elmo Kalesini ele geçirdi. Adanın teslimi için gönderilen heyete menfî cevap verilmesi üzerine, St. Ange, St. Michel ve Le Bourg kaleleri kuşatıldı. Cezayir Beylerbeyi Barbaroszâde Hasan Paşa'nın da, 27 gemi ve 2500 kişilik bir kuvvetle gelmesi, Osmanlılara ayrı bir şevk verdi. St. Michel Kalesinin Castilla Burcu ele geçirildi. Üç buçuk aylık kuşatma sonunda, St. Jean şövalyelerinin çok zor duruma düştüğü bir sırada, İspanyollar, adanın işgal altında olmayan bir bölümüne 25 bin kişilik bir yardım kuvveti çıkardılar. Mustafa Paşa, iki ateş arasında kalmamak için, ağırlıklarını yükleyip kuşatmayı kaldırdı. Başarısızlığa üzülen padişahın emri ile, donanma, İstanbul limanına gece karanlığında girdi.ALINTI... Devamı

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN VE ZİGETVAR SEFERİ

2008-12-09 22:00:00

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN VE ZİGETVAR SEFERİZigetvar (Sigetvar veya Szigetvar) Seferi Kanunî Sultan Süleyman'ın son seferi; adını, kuşatılan Zigetvar kalesinden alır (1566). 1562'de Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında bir antlaşma yapıldı. Sekiz yıl süreli olan bu antlaşmaya göre, İmparator Ferdinand, Erdel'i Osmanlılara bırakıyor ve elindeki Macaristan toprakları için, yıllık 30 bin duka vergiyi kabul ediyordu. Bir süre sonra hudutlarda ve Macaristan'da bazı anlaşmazlıklar çıktı. Avusturya, bu anlaşmazlıkları bahane ederek, gerekli vergiyi iki yıl üst üste göndermedi. 1564'te Ferdinand öldü. Sadrazam Semiz Ali Paşa, Avusturya elçisinden birikmiş vergiyi ve geriye kalan altı yıllık antlaşma süresinin yenilenmesini istedi. Yeni imparator Maximilian II ise, paranın ödenmesini, anlaşmazlıkların çözülmesine bırakmayı uygun gördü. Bu arada, Osmanlı himayesinde bulunan Erdel beyi Zsigmond, imparatorla aralarında anlaşmazlık konusu olan Çatmar veya Zatmar şehrini zaptetti. İmparator da Erdel'e saldırarak, Tokaj ve Serenç (Szerencs) taraflarını aldı. Budin beylerbeyi, Erdel Beyine yardım etti. Bu meseleleri görüşmek için gelen Avusturya elçisine, Sadrazam, barışın sekiz yıl uzatılabileceğini, ancak Osmanlı Devletinin Tisa (Tizsa) nehri ötesindeki bütün topraklarını korumak arzusunda olduğunu bildirdi. Elçinin yeni talimat almak üzere Viyana'ya döndüğü sırada, yeni bir savaşa taraftar olmayan veziriâzam Semiz Ali Paşa öldü ve yerine Sokullu Mehmed Paşa getirildi (1565). Yeni sadrazam, Avusturya elçisinden Tokaj ve Serenç'in iadesini istedi. 1566 başlarında imparator, Hosszuthoty'yi elçi olarak İstanbul'a gönderdi. Yeni elçi, birikmiş olan vergileri getirmediği gibi, Kruppa kalesinin Avusturya'ya geri verilmesini istedi. Bu sebeple Avust... Devamı

RODOS ADASININ FETHİNİN OSMANLI DEVLETİ AÇISINDAN ÖNEMİ

2008-12-09 22:57:00

RODOS ADASININ FETHİNİN OSMANLI DEVLETİ AÇISINDAN ÖNEMİRodos'un Fethi Kanunî Sultan Süleyman Hanın, Rodos şövalyelerinin elindeki Rodos ada ve şehrini, 29 Aralık 1522’de ele geçirmesi. Anadolu’nun güneybatısında bulunan Rodos Adası, ilk olarak 672'de, Emevîler zamanında, Bizanslılardan alındı. Ada, 680’de tekrar Bizanslılara geçti. Daha sonra Akka’dan kovulan Hospitalier şövalyeleri, buraya yerleştiler (1291). Hıristiyanların en kuvvetli ileri karakolu oldu. Anadolu ve Mısır’a yönelik Haçlı seferlerinde üs olarak kullanıldı. Fethi için, birçok seferler düzenlendiyse de muvaffak olunamadı. Fatih Sultan Mehmed Han zamanında fethe yaklaşıldı ise de, yine muvaffak olunamadı (1480). Cem Sultan’ın, Rodos şövalyelerinin eline geçmesi, onları daha da azgınlaştırdı. Bayezid Han'dan sonra tahta geçen Yavuz Sultan Selim Hanın Mısır’ı fethetmesiyle, Rodos’un önemi daha da arttı. Anadolu’dan Mısır’a giden deniz yollarının emniyetinin tam olarak temin edilmesi, artık katî bir zaruret hâlini almıştı. Yavuz Selim Han, bu maksatla hazırlıklara girişilmesini emretti. Ömrünün vefa etmemesi yüzünden, Rodos’un fethi, oğlu Kanunî Sultan Süleyman Hana kaldı. Kanunî, Belgrad’ı fethettikten sonra, Avrupalıların kendi içişleriyle uğraşmalarından da istifade ederek, Rodos’u fethetmeye karar verdi. Kanunî’nin bu niyetini öğrenen şövalyelerin başı Vilye dö Lil Adam, hazırlık yaparak, şövalyeleri topladı ve yiyecek stoku yaptı. Seferin serdarlığına İkinci Vezir Mustafa Paşa tayin edildi. 300 harp ve 400 nakliye gemisinden meydana gelen donanmanın sevk ve idaresi ise, Barbaros Hayreddin Paşa'nın yanında yetişen meşhur amiral Kurdoğlu Muslihiddin Reis’e verildi. 4 Haziran 1522’de, İstanbul’dan do... Devamı

KÖPRÜLÜ FAZIL AHMED PAŞA VE UYVAR SEFERİ

2008-12-09 22:56:01

KÖPRÜLÜ FAZIL AHMED PAŞA VE UYVAR SEFERİUyvar Seferi Osmanlı Devletinin, Avusturya imparatorluğuna karşı yaptığı sefer (26 Mart - 13 Eylül 1663). Osmanlı Devleti ile Avusturya arasındaki Erdel meselesi, sürekli bir anlaşmazlık konusuydu. Erdel sınırındaki sancakbeyi ve valilerin devamlı şikâyeti ve Avusturya kuvvetlerinin sınır boyundaki saldırıları, Avusturya'ya savaş açılmasına sebep oldu. Fazıl Ahmed Paşa, Serdar-ı ekremliğe tayin edildi. Kırım Hanı Mehmed Giray da sefere çağırıldı. Ordu, İstanbul'dan Edirne yoluyla Belgrad'a geldi. Belgrad'da Avusturya elçileri Reninger ve Baron de Goes, imparatorlarının barış isteğini bildirdiler. Fakat Osmanlı Devletinin barış için ileri sürdüğü şartlar kabul edilmeyince, Sultan IV. Mehmed Han, sefere devam edilmesini emretti. Fazıl Ahmed Paşa, Avusturya başvekiline bir mektup göndererek, Kanije karşısında yeni yapılan kalelerin yıkılmasını, Erdel'den Avusturya askerinin çekilmesini istedi. Osmanlı ordusu, başvekilin cevabını beklemeden Zemlin tarafına geçti. Cephane ve diğer malzemenin bir kısmı ince donanma ile yola çıkarıldı. Ordu, Drava ırmağı kıyısındaki Osijek (Eszek) kasabasına vardığında, Avusturya başvekilinin cevabı geldi. Mektupta, Osmanlıların yanına gönderilen elçilerin barış yapmağa yetkili oldukları bildiriliyordu. Elçiler, bunun üzerine Fazıl Ahmed Paşa ile tekrar görüştüler. Ancak, bir anlaşmaya varılamadı. Avusturya imparatoru Leopold, İsveç'ten yardım istedi. Osmanlılar, hemen harekete geçtiler. Budin valisi Sarı Hüseyin Paşa, Vezsprem taraflarına akın yaparak çok sayıda esir ve ganimet elde etti. Ordu, Budin'e geldiği zaman, Ahmed Giray kumandasındaki Kırım süvarileri, Osmanlı kuvvetlerine katıldı. 16 Temmuz 1663'te Budin'de toplanan savaş meclisinde, Uyvar üstüne yürünmesi uygun görüldü. 30 Temmuz 1663'te... Devamı

HİNT DENİZ SEFERLERİNDE BAŞARIYA ULAŞILABİLDİ Mİ?

2008-12-09 22:56:00

HİNT DENİZ SEFERLERİNDE BAŞARIYA ULAŞILABİLDİ Mİ?Hint (Hind) Seferleri Osmanlıların, Hint Denizindeki Portekiz hakimiyetini kırmak için giriştikleri deniz seferleri. On beşinci asrın son yıllarında Portekizliler, Ümit Burnunu geçip Hindistan kıyılarına ulaşan deniz yolunu keşfettiler. Bu durum, Hindistan ticaretinin yolunu değiştirdi. O zamana kadar Hindistan’dan yüklenen mallar, Basra Körfezi ve Kızıldeniz yoluyla İskenderiye veya Suriye limanlarına geliyor, Venedik gemileri ile Avrupa’ya ulaşıyordu. Hint ticaretinin Portekizlilerin eline geçmesi, Memlûklar'ın ekonomisini sarstı. Ancak Portekizlilerin hakimiyetinin kırılması için yaptıkları çalışmalar, donanmaların güçsüz olması sebebiyle, yetersiz kaldı. Mısır ve Suriye Osmanlılar'ın eline geçince (1517), Kızıldeniz ve Basra Körfezi ağızlarının Portekizlilerde bulunması siyasî ve iktisadî yönden mahzurluydu. Mısır Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşanın teklifi ile, 1530’da Süveyş’te bir donanma inşasına başlandı. Süleyman Paşa, donanmayı 1532 yılı başlarında sefere çıkacak hâle getirdi. Ancak Süleyman Paşa, Alman ve Irakeyn seferlerine katılmak emri aldığı için, Hindistan Seferi gecikti. 1535’te, Gücerât Hükümdarı Bahadır Şah, İstanbul’a gönderdiği elçi ile, padişahtan Portekizlilere karşı yardım istedi. Mısır Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa, Hindistan sularına kuvvetli bir sefer yapmakla görevlendirildi. Hadım Süleyman Paşanın komutasındaki Osmanlı donanması, 1538 Haziranında hareket etti. İlk olarak Kızıldeniz’in kapısı olan Aden’i zaptetti. Süleyman Paşa, Hindistan’a Diyu şehrine ulaştığında, Bahadır Şah, Portekizlilerce öldürülmüş ve yerine yeğeni Üçüncü Mahmud geçirilmişti. Mahmud, Portekizlileri tutuyordu. Süleyman P... Devamı

BELGRAT'IN FETH EDİLMESİ

2008-12-09 22:55:00

BELGRAT'IN FETH EDİLMESİBelgrad'ın Fethi Orta Avrupa'nın kilidi sayılan müstahkem Belgrad şehrinin, 29 Ağustos 1521'de, Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından, Osmanlı Devleti'ne katılması. Belgrad'ın ilk muhasarası, buranın stratejik önemini anlayan Sultan İkinci Murad Han tarafından gerçekleştirildi. 1441 senesinde Evrenosoğlu Ali Bey komutasında bir ordu gönderen Murad Han, sonra kendisi de giderek kaleyi altı ay kuşattı. Ancak, salgın hastalığın artması ve zayiatın fazla olması, muhasaranın kaldırılmasına sebep oldu. İkinci muhasara, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yapıldı. Padişah, 150.000 kişilik bir ordu, 200 gemi ve toplarla 13 Haziran 1459'da Belgrad önlerine vardı. Papanın teşvikiyle Haçlı ordusu, kalenin yardımına gelip içeri girmeye muvaffak oldu. Yapılan taarruzlardan sonra, 22 Temmuz günü kaleye girildi. Fakat kale içindeki tedbirsiz hareketler sonunda yapılan karşı hücuma dayanılamayarak geri çekilindi. Fatih, askerin başına bizzat geçerek, kaleden gelen taarruzu durdurdu. Padişahın bu muharebede yaralanması, askerlerin yorgunluğu, Belgrad muhasarasının kaldırılıp geri çekilmeye sebep oldu. Osmanlılar, bundan sonraki zamanda, devamlı olarak Belgrad'ın fethi için zaman kolladılar. Kanuni Sultan Süleyman, Macar Kralı İkinci Lajos'a gönderdiği elçiye yapılan kötü muameleden dolayı, sefer açılmasına karar verdi. Rumeli Beylerbeyi Ahmed Paşayı Sabach zaptına, Semendire beyi Hüsrev Beyi Belgrad'ın ablukasına gönderdi. Kendisi de o tarafa doğru 18 Mayıs 1521 günü İstanbul'dan hareket etti. Ayrıca, Karadeniz Tuna yoluyla bir donanma sevk edilmişti. Kanuni Sultan Süleyman, ordusu ile Belgrad yakınlarına ulaşıp Zemun yakınlarında yüksek bir yere otağını kurdurup, muhasara emrini verdi. Günlerce süren şiddetli ateşten ve çarpışmadan sonra Osmanlı kuvvetleri, 8 Ağustos, Ramazanın beşinci... Devamı

NİĞBOLU ZAFER VE SONUÇLARI

2008-12-09 22:54:00

NİĞBOLU ZAFER VE SONUÇLARI Niğbolu Savaşı (Niğbolu Zaferi) Niğbolu önünde Osmanlı ve Haçlı orduları arasında, 25 Eylül 1396 tarihinde yapılan meydan savaşı. Osmanlı Devletinin, Avrupa kıtasındaki fetihleri, başta Papa olmak üzere bütün Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu. Osmanlı Devleti, Bulgaristan ve Sırbistan’ı fethederek, Tuna boylarına ve Macar Krallığı hudutlarına dayanmıştı. Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans Kayserliği küçültülüp, İstanbul ve çevresi surların içine sıkıştırılarak, Anadolu ve Trakya’dan kuşatılmış vaziyetteydi. Osmanlı akıncılarının, Bosna ve Arnavutluk’a yaptıkları akınlarla fethedilen bölgelere yerleşmeleri, Boyana Nehri ve Drac Limanına doğru yayılmaları, Latinleri ve buralarda nüfuz sahibi Venediklileri de telaşlandırdı. Bundan başka, Ege denizi sahilindeki beylikleri elde ettikten sonra, bu beyliklere mensup korsan gemilerinin faaliyetleri de bu telaşlarını artırıyordu. Ancak, asıl tehlikeyi hisseden, Macarlardı. Kralları Sigismund ile Bizans Kayseri İkinci Manuel’in, Avrupa’dan yardım isteyerek Papa Dokuzuncu Bonifacius’u bir Haçlı seferine davet etmeleri, tahtlarını tehlikede gören kralları, şato, mâlikâne sahibi derebeyleri, Hıristiyan keşiş, papaz ve İslâm hilâlinin Haçlı salîbini ezeceği kuşkusuna kapılanları harekete geçirdi. Bütün Avrupa milletleri silaha sarıldı ve İngiltere ile Fransa arasındaki harbe son verildi. Fransa, İngiltere, İskoçya, Almanya, Polonya, Bohemya, Avusturya, Macaristan, İtalya, İsviçre, Belçika ve diğer Avrupa memleketlerinden ve Venediklilerle Rodos şövalyelerinden meydana gelen 120.000 kişilik büyük bir ehl-i salîb (Haçlı) ordusu toplandı. Harekete geçen Haçlılar, Macaristan’dan itibaren iki kola ayrıldı. Macar kralı Sigismund&rsquo... Devamı

OSMANLI DEVLETİNDE 19.YY.ISLAHATLAR VE SONUÇLARI

2008-12-09 22:53:01

OSMANLI DEVLETİNDE 19.YY.ISLAHATLAR VE SONUÇLARIOsmanlı Devleti'nin 19. yy. daki IslahatlarıSultan II. Mahmut Döneminde Yapılan IslahatlarSultan Üçüncü Selimin yanında yetişmiş olan Sultan İkinci Mahmud ondan etkilenmiş padişahlığı döneminde de ıslahatlar yapmanın gerekliliğine inanmıştı. Askeri ve İdari alanda ıslahatlar yapmaya çalışan Sultan İkinci Mahmud Sekban-ı Cedit adı verilen yeni bir askeri teşkilat kurdu (14 Ekim 1808). Ancak yeniçeriler kendilerine tehlike olabilecek alternatif bir askeri kuvvet istemiyorlardı. Ayaklanarak Sekban-ı Cedit'in kaldırılmasını sağladılar.Eşkinci adı verilen yeni bir askeri teşkilat kuran Sultan İkinci Mahmud'a karşı yeni bir yeniçeri ayaklanması oldu. Sultan İkinci Mahmud artık Osmanlı Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarını Vaka-i Hayriye adı verilen olayla ortadan kaldırıldı (15 Haziran 1826). Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra onun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adı verilen yeni bir askeri teşkilat oluşturuldu. Yapılan yeniliklerin merkezden uzakta bulunan valiler ve idareciler tarafından da benimsenmesi gerektiğine inan Alemdar Mustafa Paşa Sultan Mahmud döneminde Ayanlarla Sened-i İttifak'ı imzaladı. Buna göre ayanlar merkeze sadık kalacak ve yenilik hareketlerini destekleyecek padişahlar da ayanların elde etmiş oldukları hakları tanıyacaktı. Sened-i İttifak ile ayanlar padişahın mutlak otoritesine karşı siyasi bir meşruiyet kazanmış oluyorlardı. Padişah otoritesinin başka herhangi bir güçle ortaklık kabul etmesi mümkün değildi ve Osmanlı idari yapısının hem ruhuna hem de tabiatına aykırıydı. Bu sebeple zaten ölü doğan Sened-i İttifak çok uzun ömürlü olmadı. Kısa bir süre sonra Sultan İkinci Mahmud idareyi tamamen eline alarak ayanları bir bir ortadan kaldırarak merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışmıştır.Sadece askeri aland... Devamı

FATİH SULTAN MEHMET HAN VE OTLUKBELİ SAVAŞI

2008-12-09 22:53:00

FATİH SULTAN MEHMET HAN VE OTLUKBELİ SAVAŞI Otlukbeli Savaşı (Otlukbeli Zaferi) Fatih Sultan Mehmed Hanın, Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan ile, 11 Ağustos 1473’te, Otlukbeli mevkiinde yaptığı büyük meydan muharebesi. Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed Hanın, 1453’te İstanbul’un fethiyle Bizans İmparatorluğunu ve 1461’de de Trabzon’u alarak Pontus Rum Devletini yıkması, Hıristiyan âlemine karşı üstünlük kurup, İslâm âleminde takdir kazanması, doğudaki Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan’ı telaşlandırdı. Türkmen asıllı Akkoyunlu Uzun Hasan, kısa zamanda devletin sınırlarını genişleterek; Irak-ı Acem, Irak-ı Arap, Âzerbaycan, İran ve kısmen Doğu Anadolu’ya hakim olmuştu. Pontus Rum Kralının damadı olması dolayısıyla Trabzon’un mirasının kendisinin olduğunu iddia etti. Bu sebeple, Fatih’ten Trabzon’u istedi. İsteği kabul edilmedi. Uzun Hasan, tek başına Osmanlıları mağlup edemeyeceğini bildiğinden, kendisine müttefik aradı. Neticede, batıda Haçlı devletleri ve doğuda hakimiyet mücadelesi veren Türk devlet ve beyleriyle anlaştı. Venedik, Papa ve Napoli, ittifak teklifleri neticesinde, ateşli silahlar ve bunu kullanacak usta ve asker gönderip Uzun Hasan’ın yanında yer aldılar. Venediklilerin yardımı karşılığı, Karadeniz’de serbest faaliyet yanında, Mora, Midilli, Ağrıboz ve Argos’un iadesi temin edilecekti. Topraklarını Osmanlıların zapt ettiği Karaman ve Candar beyleri de bu ittifaka dahil oldular. Uzun Hasan’ın bu faaliyetlerine karşı Fatih de tedbir aldı. Batıdan gelecek saldırılara karşı Rumeli ve İstanbul’un emniyet tedbirlerini arttırdı. Rumeli’nin muhafazası, Şehzâde Cem Sultan'a verildi. Mısır Memlûkları ile anlaşma yapılarak, Akkoyunlular ile ittifakları önlendi. Akkoyunlu-Venedik ittifakını da bozmak isteyen Fatih, Venediklilerin Ağrıboz Adasını Osmanlılardan istemeleri üzeri... Devamı

ÇALDIRAN ŞAVAŞI VE YAVUZ SULTAN SELİM

2008-12-09 22:51:00

Çaldıran Savaşı (Çaldıran Zaferi) Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han ile İran Şahı İsmail arasında, 23 Ağustos 1514’te, Çaldıran Ovasında yapılan, tarihin en büyük meydan muharebelerinden biri. Akkoyunlu Devleti'ni ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Arab ve İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hududunu genişleten Şah İsmail, 1510’da, doğudaki Sünnî Özbekler'i de yendikten sonra, Anadolu’ya yöneldi. Gönderdiği dâî ve halifeleri vasıtasıyla yaptığı propagandalarda, Osmanlı hudutları içindeki Şiîleri kendisine bağlamaya, fırsat buldukça da isyanlar çıkarmaya başladı. Yavuz Sultan Selim Han ise, Anadolu’yu bölüp parçalamak ve batıya açılan her seferde Osmanlı'yı arkadan vurmak emelinde olan Şah İsmail’e, kesin bir darbe indirmek niyetindeydi. Nitekim bu gaye ile şehzadeler ve dahildeki fesatçıların işini halleden Yavuz Sultan Selim Han, 10.000 azab askerinin hazırlanması için Anadolu’ya hükümler gönderdiği gibi, bütün kuvvetlerin Yenişehir Ovasında kendisine katılmasını emretti. Aynı zamanda Manisa valisi olan oğlu Süleyman’ı Edirne’ye getirterek, Rumeli muhafazasında alıkoydu. Nisan 1514’te İstanbul’dan Üsküdar’a geçen Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail’in halifelerinden olup esir bulunan Kılıç adında birisi vasıtasıyla, Şah’a, Farsça bir name gönderdi. Yavuz Sultan Selim Han bu namede; Şah’ın Müslümanlığa aykırı hareketlerinden ve mezaliminden bahsederek, kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak için faaliyete geçtiğini, yaptığı işler sebebiyle Şah’ın katline fetva verildiğini ve kılıçtan evvel İslâmiyet'i kabul etmesi lâzım geldiğini, bunun için Safer ayında İstanbul’dan har... Devamı